Toplumsal Altyapı Gençlere Yetişemiyor

Konu beyin göçü olduğunda Türkiye siyasilerinin genel düşüncesi bu sorunun ekonomi temelli bir davranış bütünü olduğu yönünde. İşsizlik, hayat pahalılığı, gelecek kaygısı ve nitelikli iş gücünün -çalışma ve hayat şartları bağlamında- uluslararası şirketler ve akademi dünyası tarafından çekilmesi bize sunulan başlıca sebepler arasında. Ekonomik göstergeler beyin göçü politikalarını oluşturmak için iyi bir başlangıç olabilir fakat Türkiye’nin, gençleriyle yaşadığı sorun ekonomik -ve hatta siyasi- parametrelerle tamamen çözülmeyebilir. Bu durumda beyin göçünden çok daha önce başlayan ve fiziksel olarak göç edemeyen bireylerin bile zihnen göçmesi durumundan bahsetmeliyiz: Beyin göçünden önce Zihin Göçü

Beyin göçünden önce Zihin Göçü

Bugün pek çok üniversiteli online eğitimlerinin açılışları nedeniyle bilgisayar başına geçti. Bazıları oryantasyon programlarına, bazıları hazırlık sınavlarına, bazılarıysa doğrudan ilk derslerine gireceklerdi. Fakat yine çoğu irili ufaklı sorunlarla karşılaştılar: Bilgi sağlayıcıların İnternet altyapısı böylesi bir kullanımı kaldıramadı. Hocalar canlı derslere bağlanamadı, başlangıçta ciddi takılmalarla sürdürülmeye çalışılan oryantasyon programları kimi yerlerde tamamen işlemez hale geldi ve bazı programlar -hatta sınavlar- tekrar gerçekleştirilmek üzere ertelendi. Sorun sadece İnternet kaynaklı da değil. Pek çok üniversitede ders içeriklerinin paylaşılması için seçilen programların öğreticiler tarafından yetkinlikle kullanılamadığı dahi görülüyor. Şu hâlde bunun basit bir altyapı sorunu ötesinde incelenmesi elzem.

Özellikle 2000 sonrasında İnternet kullanımının belirgin bir şekilde artmasıyla bilgiye erişim ve bilginin yayılımı asimetrik bir şekilde hızlandı. Bahsime konu olan üniversiteliler 2000’lerin hemen öncesi veya sonrasında doğmuş bir küme. Bu kümenin en yaşlıları bile genelde henüz 12 yaşındayken İnternet erişimi olan insanlardı. Burada şunu vurgulamakta fayda var: İnternet erişimi olan bu çocuklar ısrarlı bir araştırma halinde veya günlük İnternet kullanımını bilgi teyidi yapmak için kullanan insanlar değillerdi. Bugün 12 yaşında İnternet erişimi olan çocuklar da bu durumda değiller. Neredeyse tamamı sosyal medya kullanıyor, uluslararası içerikleri tüketiyor- buna diziler, müzikler ve oyunlar dahil- ve erişimlerini kültürlerarası bir etkileşim atmosferine taşıyorlar. Dolayısıyla bilgiye erişim ifadesi bir kafa karışıklığı yaratabilir. Bu ifadedeki ‘bilgiden’ kasıt belleklerimizde yer edecek her türlü içeriktir: Bazen bir görsel, bir tweet, bir karakter, bir ses… Bu noktada “asimetrik” ifadesini de detaylandırmakta fayda var. Bundan kastım şu: Online içeriklere erişim Türkiye toplumunda eşit hızda ve büyüklükte gelişmedi. Bu durum önce çocuklarla 10 yıl önceki kendi yaşıtları arasında bir asimetri yarattı. Toplumsal normallerden gittikçe uzaklaşan bu ‘çokbilmiş’ çocuklar zamanla ebeveynleriyle de asimetri oluşturdular. Erişim olanakları çeşitlendikçe ve kolaylaştıkça toplumsal normallere katılım farkı açılıyordu. Bugün gelinen noktada o çocuklar Üniversite hocalarına programı nasıl kullanması gerektiği konusunda yardımcı olmaya çalışıyorlar. Çizmeye çalıştığım çerçevede toplumun bir bölümünü oluşturan bu gençlerin nasıl genel normallerden uzaklaştığını ortaya koyma gayretindeyim. Biz gençler artık neredeyse farklı bir dili konuşan insanlar kadar yabancılaştık toplumun kalanına ve bu durum bizim ‘Zihin Göçümüzü’ yurt dışına göçmeye gerek olmadan başlatıyor.

Zihnen Göçmüş gençleri günlük hayatınızda görüyorsunuz. Gençleri garipseyen ve kimi zaman ayıplayan dilin de sebebi bu. Çünkü aynı köye doğmasına rağmen köyün yabancısı olan gençler. Bunun, seçim sonucuyla ya da ekonomik düzelmeyle çözülmesi mümkün görünmüyor çünkü başlangıçtaki temel tetikleyiciler bunlar değildi. Öyleyse sosyolojik bir yaklaşımın benimsenmesine ihtiyacımız var.

Katılımcılığı ön planda tutmalıyız: Etkileyebildiğimiz alanlara aidiyetimiz de artar. Ekonomik göstergeleri temel sebep olmaktan çıkarttık fakat işgücüne katılım, ülke normalleriyle de etkileşimi gerektirmesi nedeniyle anahtar çözümlerden biri. Fakat iş tanımlarını da gençlerin katılımıyla belirlemek zorundayız. Katılımcılık sadece işgücünde değil sivil toplumda, siyasette, iş yönetiminde de görülmeli. Hak etmesine rağmen karar alım süreçlerinin hiçbirine dahil edilmeyen genç grubun toplumla yabancılaşması işten bile değil. Öyleyse toplumsal paradigmaların hepsinde, jargonumuzda, iş tanımımızda, medyamızda genç temsili arttırdığımızda birbirinden gittikçe uzaklaşan toplumsal normallerimizin esnemesine de göz yummak zorundayız. Üstelik burada üstünde durduğum nokta dezavantajlı bir grubu korumak adına politikalar geliştirilmesi de asla değil. Tam aksine hak edene hak ettiğini vermekten geçen basit bir eşitlik ve liyakat vurgusu yapıyorum.

Öyleyse toplumsal olarak karar vermemiz gerekiyor. Gençler eğer -beynen ya da zihnen- göçmezlerse normallerimizi değiştirmek isteyecekler. Buna rağmen kalmalarını istiyor muyuz? Buna verdiğimiz yanıt beyin göçü konusunda samimiyetimizi de taşıyacaktır diye düşünüyorum.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.