NASIL BU HALE GELDİK

Teknolojide insanoğlu, çok şeyler başardı. Hayal bile edilemeyecek şeyler gerçekleştirdi. Ama teknoloji ile birlikte her şeye maddiyat olarak bakar olduk. Her şey alınır satılır oldu. Bu yüzdende para güç oldu. Parayı bulan güçlü oldu ve her şeye sahip olacağımızı zannettik ve parayla birlikte çok şeyler kaybettik.

İnsani duygularımız yok oldu. Dostluklar yok oldu. Manevi duygularımız yok oldu. Kutsal dinimizi bile Allah’a ibadet etme yerine göstermelik hale, şekilciliğe dönüştürdük, Halbuki din güzel ahlaktan bahseder ve Kitabımızda bana kul hakkınla gelme diyen bir dinin mensupları olmamızı unuttuk. Çıkar için parayı bulmak için dinimizi bile kullanır olduk. Bizi yok ettik yerine ben koyduk. Etnik kimliklerimizi ön plana çıkararak bölündük, parçalandık, birbirimizden nefret eder duruma gelerek. Ölümlerde bile etnik kimliklerine bakarak üzülür veya sevinir hale geldik, getirildik. Sevginin yerini nefret aldı. Dostluk ise vefasızlığın malzemesi oldu. Yerini çıkar dostlukları alarak har an birbirimize ihanet eder duruma geldik. Nokta kadar menfaatimiz için en değerli dostlarımızı harcadık ama çıkar için beş para etmeyen insanların karşısında virgül gibi eğildik.

Aşk desen tedavülden kalktı. Her şeyin çok hızla eskidiği, örselendiği bu zaman diliminde aşkı bile zamana uydurarak hızlı çekim yaşadık ve bir kaç günlük beraberliklere aşk adını koyduk. O eski mahalleleri komşuluklarla dostluklarla beraber yıktık yok ettik. Yerine içinde oturanların birbirini tanımadığı, selam vermediği, gökdelenler inşa ettik. Bunla da övünerek çağdaşlık medeniyet dedik.

Bakmadık Avrupa şehirlerinin fotoğraflarına yüz senelik iki yüz senelik binalar restore edilerek hala neden dimdik ayakta olduğuna ve sorgulamadık. Neden bu insanlar geçmişine böylesine sahip çıkıyor diye betonlaşmayı çağdaşlık zannettik Sırf başkalarına gösteriş yapmak için borç harç döşediğimiz beton kafeslerimizi petrol ham maddesi olan laminat parkelerle, camlarımızdaki ağaç çerçeveleri atarak yerine plastik çerçevelerle değiştirdik. Duvarlarımızı tavanlarımızı hava alma özelliği olmayan ama görüntüsü daha güzel temizlemesi kolay diye saten boyalarla boyadık. Evlerimizde çifter çifter cep telefonların bilgisayarların radyoaktif ortamında, sağlıklı yaşamdan uzak yaşamayı tercih ettik.

Kapitalist düzenin dayattığı markaları almak için Kredi kartlarının limitlerini zorladık. Ondan sonra da aldığımız markanın etiketini başkalarına gösterebilmek için ayaklı reklam panosu gibi ortalarda dolanırken, birilerin dolarlarına dolar ekledik. Ne yazık ki seksen sonrası yetişen gençler de Dünyaya gözlerini bu sanal ortamda açtıkları için mutluluğun dostluğun anlamını bilmediler. Onlar devamlı yarıştırıldılar en iyi okulları kazanmak, dereceye girmek için devamlı yarıştırıldılar. Oyunları bile sanal ortamda oldu. Hiç sokaklarda saklambaç, körebe oynamadılar. Her şeyin ama her şeyin sanalını yaşadılar. Sevgiyi, hoşgörüyü dostluğu öğretemedik. Çocuklarımıza, doğadan uzak sanal dünyanın ekranında mutlu olduklarını sandık. Düşünemedik, gerçeklerden uzak sanal bir dünyanın mutluluğunun da sanal olacağını. Netice olarak Kapitalizmin ve Teknolojinin bizi getirdiği son durum bu, katılırsanız katılmazsınız kendi benliğimizden uzak sevgisiz bir ortamın sanal dünyasında, çocuklarımızı da birer robota dönüştürdük.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.