Fikri İktidarsızlık Sihirle ve Siyasetle Giderilmeyecek

Cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde bir üniversitede yaptığı konuşmada ‘Fikri iktidarımızı gerçekleştiremedik’ itirafı kimilerini heyecanlandırmış olsa da bu  alışık olmadığımız bir ifade değil. Kendisinin geçmişte de benzer cümleleri tekrar ettiğini hatırlayalım. Öyleyse bu ifadeye sarılarak oluşturulmaya çalışan itiraz zeminini sağlamlaştırmak için muhaliflerin gündeme getiremediği bu ifadeyi, onların ağzından alarak ortaya koyan cumhurbaşkanını yinelemekten öteye gitmek zorundayız. Israrla işaret edeceğimiz sorun kaynağı bir gündem işgali olacak: Siyaset, hayatımızı benzeri görülmemiş bir şekilde işgal ediyor.

Şimdi bu fikri iktidarsızlık durumunun nedenlerini ve bundan kurtulmak için izlenebilecek yol haritasını kendimce çizmeye çalışırken “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” düsturuyla hareket etmeye çalışacağım. Bundan kastım şudur: Bugünlerde muhalefetin çeşitli yetersizliklerinden dolayı özellikle genç gruplarda rastlanan politik yabancılaşma ve kopuş bizi Türkiye algımızda ortaklaştırabilir. Fakat algımızdaki bu ortaklaşmadan hareketle bile politik tercihlerimizde ortada olmak, oy vermemeyi yüceltmek, karasızlığa ahlaki ya da entelektüel bir derinlik atfetmekten de kaçınmak zorundayız. Nitekim muhalif siyasi nizama eleştirilerimizi, “3 sağa 1 sola” oynama taktikli konfor alanında durabilmek için değil muhataplarımızı bu alanlardan çıkarmak için yönelttiğimiz gerçeğini tekrarla hatırlamamız gerekebilir. Bu hatırlatmadan sonra fikri iktidara ulaşma yolundaki yöntemlere kimlerin ihtiyaç duyduğu başka bir tartışma konusudur.

Bugün konserlerinde, futbolunda, tiyatrosunda, dizilerinde, rap dünyasında, haber içerikli olmayanlar da dahil televizyon kanallarında, sivil toplumunda, pazarında, kahvehanelerinde, sokak isimlerinde, köprülerinde, sosyal medyasında, ağaçlarında ve doğasında yük taşıyan bir Türkiye var. Bu yük siyasetin ve siyasetçilerin -onlara bireysel tercihlerimizde biçtiğimiz alanla yetinmeyerek- günlük hayatlarımıza tasallutunun göstergesi. Kutuplaşma endişeli yaklaşımlar bu siyasetin bireyler üzerinde kurduğu işgali göremeyip siyaseti siyaset yapmadan sürdürmeyi hedeflerse de bu işgalden kurtulmamız pek mümkün görünmüyor.

Anlayış değişikliğinin gerekliliğini şuradan görebiliriz: Bizden önceki kuşaklarla aramızda belirgin bir fark var. Kriz yaratan bu yüklerin hafifletilmesi için, eski anlayış, çoğunlukla gözünü yine siyasete dikiyor. Oysaki gençlerde bu durumun sonucu önceki yazımda da ele aldığım ‘zihnen kopuş’ ya da göç gibi gerçeklerle ortaya çıkıyor.

Bu gerçeklik bizi topluluk entegrasyonuna karşı ya da duyarsız bir gençlik tipleştirmesine götürmemeli. Sosyal etkileşime samimiyetle açık olan ciddi sayıda genç birey katılım gösterebilecekleri kanalları bulamıyorlar ve bu durum siyasetin de toplumsal kanallarla beslenmemesinden kaynaklı.

Böylesi bir durumda topluluk entegrasyonunu ve katılımcılığı merkezi düzeyde bir yerlere müdür olmakla, bir kapının önünde bir ömür çürütmekle, birilerinin peşinden yıllarca dolaşmakla sağlayamayacağımız gerçeğini görmeye mecburuz. Fikri iktidarsızlığın da sebebi bu kavrayış yeteneğinin yokluğudur.

Temsiliyete ve sandığa atfedilen sonsuz kutsallık ve meşruiyet gücü sosyoekonomik hayata katılımımızda isteği, samimiyeti veya liyakati ikinci plana attı. Artık magazin konuşur gibi siyasetçi konuşuyoruz. Bu kişiler her saniye ekranlarda ve kadrolu bir çeşitlilikleri de yok. İşte bu temsiliyeti ve temsilcileri kutsama hali algılarımıza o kadar derin işledi ki yerel ve günlük problemlerimizi çözmek amacıyla angaje olmanın bile tek yolunun siyasi figürleri tartışarak yapmak olduğu iç güdüsüyle hareket ediyoruz. Bu bir toplumun bütünüyle katılımcılığı unutması anlamına geliyor.

Siyasi figür magazinciliği, toplumu toplumsal sorunlarıyla yüzleşmekten alıkoyuyor. Oysa fikri iktidar sadece toplumun bu sorunların çözümüne katılım göstermesiyle oluşturulabilir. Bu durumda başlığı tekrar ön plana çıkarmalıyız: Fikri iktidarsızlık siyasetle de sihirle de çözülmeyecek. Zamanın ilerlemesiyle didişen yönetim tarzı gençleri etkilemeye çalıştıkça -son günlerde bunun da komik bir örneğini gördük- gençlikle arasındaki devasa uzaklık farkı gün yüzüne çıkmış oluyor. “Kimmiş bunlar, nasıl kafalarız bunları?” tavrı gençlerin kopuşunu azaltmayacak.

Gençliği kafalama çabasının başarısız örnekleri artabilir.

Bir yerlere patron olmanın, birilerinin müdürü olmanın önemli olmadığı ve olmaması gerektiği gerçeğiyle yüzleşecek kadar cesur olabilenlerimiz için katılmak ve topluluk entegrasyonunu sağlamak çok da zor değil. Yerelde ve küçük topluluklarda başlatılan sosyal bilinç ve farkındalık paylaşımını azımsamayalım. Sivil toplum kuruluşları, sivil inisiyatifler, küçük ölçekli yerel medya; merkezi siyasi figürlerin hayatın her alanında boy gösterip alternatif umutlar ve çözümler üretemediği kaotik bir ortamda çok büyük bir potansiyel taşıyor. Öyleyse tüm mesele sorunları çözmesi için sorunu üretenlerden medet ummayacak asgari farkındalık ve “Ben bireysel olarak bu hikâyenin neresindeyim?” sorusunu cevaplayabilme iradesinden geçiyor.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.