HERGELE’ NİN AHMET’ İ

80’lerin son yılları… O zamanlarda İstanbul Üniversitesi’nde okuyanlar bilir. “Hergele meydanı”mız vardı. Fen_Edebiyat ve Hukuk fakültelerini birbirinden ayıran ama üçünün de ortak açılım yeri olan dev mermer sütunlu basamak basamak kocaman alan. Solcuların kurtarılmış bölgesi, herkesin buluşma noktası, sanki okulunun tek gidilesi yeri gibi idi o zamanlar. Ne kuşlaması eksik olurdu ne sloganı ne diyalektik konuşmaları ne de türküleri. Mezun olduktan sonra duyduk ki fakülte bağlantılarını koparmışlar, solcular orada örgütleniyor diye…

Elindeki sazı döver gibi çalan tıknaz güleç bir çocuk vardı, gözleri ile bile gülümserdi inanın ki…Sık sık gelirdi o da. Ahmet’ti adı. Daha önce hiç duymadığımız şarkıları çalar söylerdi. Türkü desen türkü değil, şarkı desen şarkı değildi çalıp söyledikleri.Daha önce hiç duymadığımız tınılardı söyledikleri ama birkez duyan bir daha ağzından düşüremezdi.Bir ara para falan toplandı kaset çıkaracak diye sonra kaset toplatıldı dendi. Zaman zaman gelir otururdu basamaklara toplanır,konuşur, gülüşürdük. 20 li yaşlarımıza bile girmemiştik çoğumuz. Ülkeyi kurtarır,devrim yapar sonra tüm dünyada ki emperyalist güçlere savaş açardık… Gençliğin verdiği özgüven, cesaret ve inançla . “Ağlama bebeğim” toplatıldı. Ama her evde vardı.Hemen arkasından “Acılara tutunmak” geldi. Sonrası Nevzat Çelik dizeleri ile Şafak türküsü patladı. Kaseti elden ele gezdi, bandrollü kasetler bile yetmiyordu. Binlercesi de el altından çoğaltıldı. Patladı dedim ya az önce patlamak az kalırdı. Her yerde her evde yükseldi o bizim mermer kaplı Hergele ‘de söylediklerimiz…

Aradan yıllar geçti zaman zaman gene benzer ortamlarda olduk. Hergele’ in sazı deli çalan çocuğu artık Ahmet Kaya olmuştu ama onca büyük şöhrete rağmen çok değişmedi. Hayvanları çok severdi, insanını, sazını… Kendi hümanist doğruları vardı, gözleri çabuk dolar, ifade etmeye çalıştıkları anlaşılmayınca kendine kızardı,anlatamadım diye.

Yaşadığı olumsuz süreci, linç edilişini, hatalarını, doğrularını çektiği özlemi bir kenara koyup genç Ahmet’i anmak istedim .

Oğluma adını verdi “Acı çekmek özgürlükse , özgürüz ikimizde…” diye başlayan dizeler.

Solcular gururla dinledi, sağcılar gizli gizli, kimisi içerken , kimisi aşk acısı çekerken. Ama herkes dinledi/dinliyor/ dinleyecek de onun müziğini…Beni ölmeden anlayın diyordu hep, anlaşılma kısmı muamma ama herkesin hayatında bir Ahmet Kaya şarkısı olduğu çok net…

Bu sabah , tüm eski orijinal kasetlerini, dizdim sıraya, “Ağlama bebeğim”den başladım,koydum,kasetçalara bastım düğmeye , kapadım gözlerimi Hergele’de çınlayan sloganları,mermerin soğukluğunu bile ısıtan içimizdeki harlı ateşi,giden onca yıla rağmen taptaze anıları ve sesini …

“Ben yanarım hiç tükenmem

Ben yanarım hiç tükenmem

Benden sonra duman kalır”

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 Nedim SUKUŞU 16 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Çok güzel ozetlemissinniz hocam

 Alicemkarakaya 16 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Bit yudum su gibi okudum , çok güzeldi çabuk bitti eline sağlık hocam

 İsmail Yaray 17 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Kısa yazılar seni kesmezdi bilirim, anıları taze turmak adımları sıklaştırıyor, tebrikler güzel bir anıya güzel, yakışır bir yazı olmuş. Ahmet Kaya da bu tür yazıları hak ediyor. Devam.

 İlkay BİBER 19 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Toplumun her kesiminin severek dinlediği Ahmet Kaya gibi bir sanatçıyı çok yakından tanıdığınız ve bu anılara sahip olduğun için çok şanslısınız diye düşünüyorum. Hem okurken hem de okuduktan sonra bana da bir çok anımı hatırlattı, bunun için size teşekkür ederim. Çok güzel bir yazı tebrikler. Bundan sonraki yazılarınızı merakla bekliyor ve başarılar diliyorum.

 Serap 20 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Kalemine sağlık Banu hocam çok güzel bir yazı ollmus öyle güzel anlatmış.sinizki kum gibi