MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ.

İnsan bazen geriye dönüp bakmak ister, ne kadar yol kat ettiğini anlamak için. 

İnsan bazen muhasebe ihtiyacı hisseder, kazanımlarını ve kaybettiklerini görebilmek için.

Bu yazımızda böyle bir yazı olsun istedim. 20 OCAK 2014 yılında kaleme aldığım bir yazı ile o günleri ucundan kıyısından biraz anımsayarak bugün geldiğimiz noktada neleri başarıp neleri başaramadığımızın kendi içimizde muhasebesini yapalım dedim. 

Yazı şöyle idi ; 

-25 Nisan  1915’te Arıburnu’nda  geri çekilen askerlerine yere yatın ve süngü takın diyen Yarbay Mustafa Kemal, bugün başkomutanlık rütbesi ile  yine aynı emri vermektedir.

Ele aldığı  iktidarı, elinde bulunan güç ve gereçleri ile halka artarak uyguladığı antidemokratik yönetim tarzı ile en ufak bir demokratik hakka bile tahammül edemeyen hazımsızlığı ile adeta vücudu işgal etmiş kanserli hücrelere dönüşen   kadroları ile önümüzde devasa bir ordu bulunmaktadır.

 Yolsuzlukları, uğursuzlukları, hukuk tanımazlıkları ile adeta yapboza dönüştürdükleri yurdu, temizlemek yine Mustafa Kemal’in, izinden yürüyen, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, Bağımsızlıkçı, Sosyalist, Barışçı, Aydınlıkçı kadrolara düşmektedir. Dolayısıyla  30 Mart da süngü takıp yere yatma zamanıdır,30 Mart ta ülkeyi en demokratik şekilde, cumhuriyetin izlerini kazımaya çalışanlardan temizleme vaktidir.

30 Mart da, hukukun soramadığı yolsuzlukların hesabını sorma vaktidir.

30 Mart da, TOKİ nin  dere yatağına yaptığı konutlarda sele kapılanların hesabını sorma vaktidir.

30 Mart da, GDO lu pirinçlere  GDO suz dur diye rapor veren devlet kuruluşlarının raporlarını inceleme vaktidir.

30 Mart da, deniz feneri savcılarını görevden alıp haklarında dava açanlara karşı dava açma vaktidir.

30 Mart da, madımak da insan yakanları savunanları, sorgulama vaktidir.

30 Mart da sınav sorularını yandaşlarına dağıtanları sınava çekme vaktidir.

30 Mart da, hızlı trenle Show yapıp insanların ölmesine neden olanlara gerçek Show u gösterme vaktidir.

30 Mart da thy grevinin gözdağı verilerek, engellenmesinin 30 Mart da ne gibi sonuçlara neden olduğunu çapsız yöneticilere öğretme vaktidir.

30 Mart da gezinin demokratik şekilde hesabının sorulmasının vaktidir.

30 Mart da, İsmail’e, Abdullah’a, Ethem’e, Mehmet’e, Medeni’ye, Ahmet’e olan borcumuzu ödeme vaktidir.

30 Mart da, Berkin i uyandırma vaktidir.

30 Mart da ülkeyi karıştıran, kaçıranlara hukuk işlemezken, karınlarını doyurmak için kaçakçılık yapanların cezalarının bombalanarak ölüm olmadığının anlatılması vaktidir.

30 Mart da bir soruşturma yürüten başsavcının makamında basılarak tutuklanmaya çalışılmasına halkın vereceği cevabın vaktidir.

30 Mart düzmece davalarla, iddianamelerle, içerde yatan ve hayatını kaybeden kahramanlara borcumuzu ödeme vaktidir.

30 Mart demokratik hakkını kullanırken hayatını kaybeden Metin Lokumcuyu anma vaktidir.

30 Mart düzmece suikast iddiasıyla kozmik odanın altını üstüne getirenlerin, devlet sırrı olmaz diyenlerin, devlet sırrıdır bu tırları arayamazsınız diye konuşanlara mantık dersi verme vaktidir.

30 Mart gezide halka destek olan sanatçıları, cezalandıran güçlere, sanatçılar adına bir DEMOKRATİK bir tokat atma vaktidir.

30 Mart da beş paraya yandaşlara özelleştirilen devlet kurumlarını geri alma vaktidir.

30 Mart  iki ayyaşın zaferlerini kutlama vaktidir.

30 Mart kızlı erkekli zaferimizi kutlama vaktidir.

30 Mart  Ankara ve İstanbul un RAHAT BİR NEFES ALMA VAKTİDİR.

30 Mart ülkenin huzura kavuşma vaktidir.

30 Mart ülkeyi ne olduğu belli olmayan yapılardan kurtarma ve  halka teslim etme vaktidir.

30 Mart bir nebzede olsan Ulu Önder ve dedelerimize  e borcumuzu ödeme vaktidir.

İşte böyle bir yazı kaleme almıştım, demokratik mücadelemiz bugün hala sürmektedir ve elbette sürecektir.

Nasıl ve ne şekilde mücadele ettiğimizi, bu mücadeleyi daha örgütlü ve disiplinli bir hale nasıl çevireceğimizi oturup düşünmeliyiz.

İstanbul’u ne zor şartlar altında kazandığımızı, Ankara’ya nasıl bir sevda bağlanıp aldığımızı tekrar hatırlayalım.

Mücadele sürdükçe başarılarda mutlaka gelecektir ancak eksiklerimizi gidermek şartı ile…

Bugün hala madencilerimiz haklarını elde etmek için yollarda ise,

Bugün hala yeraltı dünyası, doksanlarda olduğu gibi siyasetin içinde ise, Cumhurbaşkanlığı makamına ve ana muhalefet liderine tehditler savurabiliyorsa, 

Ve bugün hala diye başlayıp onlarca sayfa yazabiliyorsak, biraz yavaş ilerliyoruz demektir. 

Birleşmektir, Büyümenin gıdası.

Barışmaktır, Başarının sırrı diyerek tüm arkadaşlarımızı MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ. 

18 KASIM 2020 

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.