ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NDE, ASLINDA HİÇBİR ŞEY ÖĞRETEMEDİĞİMİZİ BİLMEK

Yeni kurulan genç Cumhuriyet sonrası 11 Kasım 1928’te Arap harflerinin yerine yeni Türk alfabesini kullanmaya başladık. Arkasından yeni harflerin tüm halka öğretilmesi ve okur-yazarlığın artırılması için Millet Mektepleri açıldı. Atatürk, bu büyük devrim için 24 Kasım 1928’de Millet Mektepleri’nde karatahtanın önüne geçti ve o gün Atatürk’e “Başöğretmen” ünvanı verildi.

5 Ekim olan Dünya Öğretmenler Günü ,12 Eylül sonrası 24 Kasım’da kutlanmaya başladı.

Gericiler, yazı devrimiyle bir günde Türkiye’de okur-yazar oranının sıfıra indiği propagandasını yaparlar. Bu devrim, onlara göre geçmişimizle kültür bağımızı koparmıştır. Yapılan propaganda, “Osmanlı’nın zengin bir kültür mirası olduğu ve bu devrimle hem onlara hem de İslam klasiklerine ulaşmamızın imkânsızlaştığı” üzerinedir. Hâlbuki Osmanlı’ndan kalan yazma eser sayısı ve okur-yazar oranı bellidir. Üstelik İslam klasiklerini anlamak için de Arap harflerini bilmek yetmez, Arapça bilmeniz gerekir ki dil ile alfabe farklı şeylerdir.

Atatürk, yazı devrimin amacını şöyle açıklamaktadır: “Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz! Bütün millete, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz… Düşününüz ki bir milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmezse bu ayıptır. Bundan, insan olarak utanmalıdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir.”

Yazı devrimi, Türk milletini cahillikten kurtarmak için Atatürk tarafından düşünülmüş ve bizzat onun idare ettiği bir devrimdir. Harf devrimi ile de okuma_yazma ve bilgi, bir avuç insanın elindeki ayrıcalık olmaktan çıkıp toplumun geniş kesimlerine yayılmıştır. İslam’ın kutsal kitabı Kuran’ın bile geniş kesimler tarafından okunup anlaşılması, yazı devrimi sayesindedir.

Bu basit gerçekleri aksini iddia edenler de bilir ama yüzyıllardır toplumun cahil bırakılması ile beslendikleri için kabul etmek işlerine gelmez. Ancak demokrasiyi amaç değil araç olarak gören erk sayesinde, dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyet Devrimleri ve Atatürk’ü karalamak için olmadık şeyleri tazecik beyinlere işlemeye çalışan yüzlerce, hatta binlerce şeriatçı öğretmen var ne yazık ki.

Peki Cumhuriyet Öğretmeni nerede?

Bugün 24 Kasım, Öğretmenler günü. Atatürk’ün, genç kuşakları Cumhuriyet fikri ile yetiştirmesi için görevlendirdiği öğretmenlerimizin günü.

Bugün öğretmenlerimize methiyeler düzüp, minnet duygularımızı sunacağız.

Gönlünde aslında O’na düşmanlık bayrağı dalgalananların nutuklarını dinleyeceğiz.

Bu büyük adamlar(!), onların bu makamlara gelmesini sağladıkları için kendi öğretmenlerine(!) teşekkür edecekler.

Demokrasi kültüründen, eğitimde fırsat eşitliğinden(!) bahsedecekler. Her türlü fikrin ve liderin sorgulanmasının fikir özgürlüğünün temeli olduğunu anlatacaklar.(!) Öğretmenlerden her fikre ve öğrenciye eşit mesafede olmasını isteyecekler.(!)

Bu süslü sözlerin arkasında her şeyin kerhen söylendiğini bilen Cumhuriyet öğretmeni ne yapacak? Bir tepki veya protesto olacak mı? Cılız birkaç tepkiden başka, hayır!

Bugüne kadar olduğu gibi, gözleri dolarak kabul edecek tebrikleri, arayan soran öğrencilerine sevgiyle uzaktan sarılacak kahrolası virüs yüzünden, belki de şeriatçı okul müdürünün onayladığı kutlama programını online yönetecek…

Son yıllarda birkaç yıl sonramızı göremez durumdayız . Fiili olarak Atatürk’ün Cumhuriyeti tasfiye edildi. Milli Eğitim deseniz, ailede 2 yaş fark olan her çocuğa farklı uygulamalarla milli eğitimin temeli olan süreklilik ve bütünlük ilkesi yok edildi. Eğitim sistemi ,köy enstitüleri, Marshall yardımlarının yarattıkları, talim terbiye kurulları ve ekonomik haksızlıklar konusuna bu gün girmeyeceğim o koskocaaa bir umman… Sadece eğitim mi, tüm Türkiye’de gündeme yetişmeye imkan yok.

Aslında bugün bir Cumhuriyet öğretmeni için bir kutlama günü değil, en iyi ifadeyle kendini sorgulama günüdür. Atatürk’e kulak verelim:

“Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.”

Bugün Türkiye’yi yönetenler de cumhuriyet okullarından yetiştiler. Hiç itiraz etmeyin, onlar İmam-Hatip mezunu diye. Her ne kadar sonrasında bir ideolojiyi örgütlemeye evrilse de İmam-Hatipler de Atatürk’ün öngörüsü ile kurulmuş, din adamı yetiştirmeyi hedefleyen okullardı. Hedefinden uzaklaşan yüzlerce İmam-Hatip Okulu açan politikacıları da cumhuriyetin öğretmenleri eğitti ya da bu kadar İmam-Hatip Okulu açılırken de sessiz kalan yine cumhuriyetimizin öğretmeniydi.

Atatürk, öncelikle öğrencilerini fikren, ilmen, fennen ve bedenen de geliştirilecek kuvvetli öğretmenler istemişti.

Cumhuriyet öğretmeni bu görevini layıkıyla yerine getirebildi mi? Ülkemizi yönetenlere bakarsak bu sorunun cevabının pek olumlu olmadığını görürüz. Sadece yönetenler değil, onların ihanetleri ya da gafletleri karşısında onlarla mücadele etmesi gereken cumhuriyet gençliğinin de durumu ortadadır. Ses çıkaranlar perişan, susanlar pişman…

Cumhuriyet öğretmeni, öğrencilerine Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ve Bursa Nutku’nu anlatamamıştır ne yazık ki.Atatürk öğretmenliği, yanlızca

okuma-yazmaya da bilim ve sanat öğreten bir meslek olarak görmemiştir. O’nun öğretmeni Cumhuriyetin yeni devrimci kuşaklarını yaratacaktır. O kuşaklar da cumhuriyeti ve bağımsızlığı koruyacaktır. Cumhuriyetin ve bağımsızlığın olmadığı bir ülkede eğitim de bilim de olmayacağı gibi devrimci nesiller de devrimci öğretmenler olmadan olmaz…

.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 İlkay BİBER 24 Kasım 2020 Cevapla
0 0

Öncelikle tüm Öğretmenlerimizin ve sizin 24 Kasım Öğretmenler gününüzü kutluyorum. Eminim bu konuda yazabileceğiniz bir çok . düşünceniz vardır, onları daha sonraki yazılarınızda okumayı umuyorum ve
başarılar diliyorum